20.4.11

Vızıldayan Orman



Bir zamanlar ormanın birinde bir Geyik yaşarmış. Geyik sürekli dizlerinin üzerinde oturur, yerinden hiç kalkmazmış. Diğer geyikler ve ceylanlar onun etrafında koşturup oynarlarmış. Onunla konuşurlar, yiyecek getirirler, onu eğlendirirlermiş.

Çok küçükken, daha bir yavruyken o da diğerleri gibi koşar oynarmış. Ama daha yaşıtlarının hiçbirinde boynuz yokken onun boynuzları yetişkin bir geyiğinkinin 2 hatta 3 katı olmuş. Her gün boynuzları biraz daha büyümüş. O kadar büyümüş ki artık onları taşıyamaz, kafasını yerden kaldıramaz olmuş. Bunu görüp haline üzülen bir fil, kafası en azından dik dursun diye boynuzun ucunu alıp bir ağacın dalına tutturmuş. O günden beri de geyik yerinden hiç kımıldayamamış ama boynuzu sürekli büyümeye devam etmiş.

İlk önce tutunduğu ağacın dallarına dolanmış boynuzları, daha sonra diğer ağaca sarılmış. Bu şekilde devam ederken bir sene içerisinde koca ormanın ağaçlarının yarısına ulaşmış boynuzları. Boynuzları sanki kocaman ağaçların kocaman gövdelerinin arasında dolaşan bir ağ gibi olmuş. Boynuzların üzerine kuşlar yuva yapmış, sincaplar ağaçların en tepelerindeki yemişlere ulaşmak için boynuza tutunmuş.

Bir gün Geyik etrafındaki arkadaşlarının oyunlarını izleyip eğlenirken boynuzunda bir tıkırtı hissetmiş. Bir arkadaşının onunla eğlendiğini düşünüp umursamamış. Ancak tıkırtılar devam etmiş ve geyik bu tıkırtıların yakından bir yerden değil de ta uzaklardan, boynuzunun ulaştığı ormanın uçlarından bir yerlerden geldiğini fark etmiş. Gözlerini kapatmış ve dinlemeye başlamış. Bir süre sonra tıkırtıların şiddeti azalmış ama ritmi hızlanmış hatta o kadar hızlanmış ki bir vızıltı halini almış. Hatta o kadar, o kadar hızlanmış ki sadece tek ve sabit bir ses halini almış. Ses dalgalanmış, dalgalanmış ve geyikle konuşmaya başlamış.

Onunla konuşan ses ormanın ilk ağacı olan ve tam 985 yaşında olan Heybetli Göknarmış. Göknar ona teşekkür ediyormuş. Geyiğin boynuzları bütün ormanı sarmış ve ormandaki büyüklü küçüklü tüm ağaçlar artık birbirleriyle konuşabiliyormuş. Küçük fidanlar bile hafif hafif tıklatarak büyüklerine selam yolluyormuş. Hatta bu iletişimi hayvanlar bile kullanmayı öğrenmiş. Ağaçlar kadar düzgün bir şekilde konuşamıyorlarmış ama yine de birbirlerine işaret yollayabiliyorlarmış.

Bunu duyan geyik çok mutlu olmuş. Bugüne kadar boynuzunun hiçbir faydasını görmediği, hatta onun hareket etmesini engelleyip bir ağacın altına hapsettiği için üzülüyormuş. Ancak hiçbir işe yaramadığını düşündüğü boynuzu sayesinde tüm orman, özellikle yerlerinden hareket etmeleri imkansız olan ağaçlar, çok uzaklardaki arkadaşlarıyla görüşebilir olmuşlar.

Bir gün ormanın en yaşlı ağacı Heybetli Göknar kendisini ormanın en yaşlısı olduğu için ormanın efendisi olması gerektiğinden bahsederken biraz yüksek sesli konuşunca Dedikoducu Zeytin bunları duymuş duyar duymaz da hemen dedikoduyu yaymış. Dedikodu aslanın kulağına kadar gitmiş. Bunu duyan aslan çok sinirlenmiş ve hemen ormandaki tüm kunduz ve ağaçkakanlara Göknarı yıkmalarını emretmiş. Kunduzlar ve ağaçkakanlarda hemen işe koyulup Göknarı parçalamaya başlamışlar. Göknarın çığlıkları tüm ormanı inletmiş. Kunduzlar acımasızca ağacın dibini kemirirken Ağaçkakanlarda adeta bir matkap gibi gövdeyi gagalamışlar. Ancak gövdenin altının tamamen topraktan ayrılmasına rağmen Göknar yıkılmamış, havada asılı kalmış. Geyiğin boynuzları göknarın yıkılmasını engellemişler. Göknar artık topraktan ihtiyacı olan suyu alamadağı için acılar içerisinde kıvranarak bağırıyormuş. Haftalarca hatta aylarca göknarın acı dolu yakarışları dinmemiş.

Göknarın yıkılmadığını ve ayakta kalıp çığlıklar attığını gören Aslan çok sinirlenmiş. Ve Göknarın yıkılmamasından sorumlu olarak Geyiği tutmuş. Soluğu geyiğin yanında almış ve ona bağırmış çağırmış. Çaresiz ve korkmuş geyik sesini çıkartamamış. Ancak geyiğin ses çıkartmadığını gören aslan daha da sinirlenmiş ve geyiğin baldırına bir pençe atmış. Pençeyi atmasıyla geyiğin bacağı kopmuş. Geyiğin feryatları içerisinde her yer kan gölüne dönmüş. Kanın ve parçalanmış etin kokusunu alan Aslan kendini kaybetmiş ve geyiğe saldırmış. Bütün bacaklarını teker teker kopartıp, daha ölmemiş olan geyiğin gözlerinin önünde yemiş. Acıdan ve korkudan şoka giren geyik artık çığlık atmayı bırakmış sadece donuk gözlerle bacaklarını yiyen aslana bakmış. Bir süre sonra da kan kaybından ölmüş. Hırsını alamayan aslan etrafındaki hayvanlara saldırmış. Ancak hepsi kaçmış. Aslanın uzaklaşmasının ardından çakallar Geyiğin geri kalan kısımlarını da yemişler. Geriye sadece boynuzların ucunda öylece duran kafası kalmış.

Aradan yıllar geçmiş ve bütün bu olanlar unutulmuş. Ağaçlar ve hayvanlar geyiğin boynuzları sayesinde konuşmaya muhabbet ve dedikodu etmeye devam etmişler.

Bu ağaçların birbirleriyle konuşmak için çıkarttığı sesler insan kulağına bir vızıltı olarak gelir. Bu nedenle bu ormanın yakınında yaşayan insanlar bu ormana vızıldayan orman adını vermişler.

Hiç yorum yok: